Ben Allah'ın "seviyorum bak kıymetini bil ha"
dediği bir kulum. Biliyorum çünkü onca kulu varken niye bu kadar dert ile
sarmalar ki beni. Seviyor biliyorum, lakin olgunlaşmamış sevdalar nasıl acı
verirse bende öyle çekiyorum bu sevdadan.
Altı
kardeşin en büyüğü olarak gecekonduda büyümek, İzmir'de yaşayıp İstanbul
Varoşlarının sahip olduğu imtiyazlara sahip olmamak , her gün bir cinayet
işlenen , namus kavramının lafta olduğu ev çevresinde zarar görmeden büyümek
başka nasıl açıklanır ki.
Okudum
şükürler olsun ki , bunu tüm ekonomik zorluklara rağmen başardım hem de.
Akrabalarım vardı var olmasına ama sadece kendileri ile ilgiliydiler. Babam
işten ayrılıp sadece para isteyen sıkıntılı bir döneme girince akrabalar da
yağışsız hava da kuruyan göl gibi etrafımızdan çekiliverdiler. Bencil bir
babanın evladı olarak büyüyen var mı aranızda, siz anladınız beni.. Evlatlar
olarak hiç gözünde olmadığımız babam bir de evi terkedince kaldık mı
cıstımlak ortada. Ben erken başladım çalışmaya , daha ortaokula giderken yazlar
para kazanma zamanıydı benim için. Tatili , denizi, kumu hep sonradan sonradan
öğrendim ben.
Çalışma
hayatına başladığımda çalışkan, becerikli buldular beni. Sevildim,
desteklendim, maaşımda fena olmadı. Sevmese Tanrım farklı olurdu herşey
sanırım. Mesela babam eve döndükten sonra yeni girdiğim iş yerinde
"tedirginim baba gel görün bir kere" dediğimde gelmeyen babam, eve
telefon bağlandığında koşa koşa gelip patronumdan avans isteyip beni dehşete
düşürmezdi . Namusumun değil de babam için kazandığım paranın önemli olduğunu
anladığımda dağılabilirdim ama dağılmadım..
Allah'ın
beni sevdiği ama benim bunu anlamadığım o döneme ait o kadar çok
yaşanmışlıklarım var ki..Tek tek anlatacağım hepsini ama şimdi değil.
O'nu
ilk gördüğümde karanlığın içinde ışık huzmesiydi. Karizmatik, esprili,
yakışıklı ..bunlar değildi tabii ki beni en çok etkileyen özelliği, kara
fırtınamın içinde güvenli liman olmasıydı. Gözlerinde verdiği geleceğe dair
umut, yanında hissettiğim güven, aşk en çok da o tutunmamı sağladı hayata ,
yoksa yaşamak falan zordu o dönem benim için.
Fırsatçı
olabilirdi , fırsata açıktım çünkü. Sevdi aşık olduğum gibi o da bana aşkla
baktı. Hayat hikayemi öğrenince daha bir sarıp sarmaladı beni şehvet
yoktu bu dokunuşlarda . Değer verdiğini gördükçe bana utandım kendime değer
vermediğim için. Başımızdan geçen onca maceraya -bazıları ne kadar çılgıncaydı
Tanrım- değdi her yaşadığım an. Evlendim, çocuklarımız oldu ,peri masalı
gibi. ama bilirim ki her masal da kötüler illaki olur.
Ama
beni seven bir Tanrım olduğundan , kötülerle hücre zarı kadar yakın , ıhlara
vadisi kadar derin uçurumlarla ayrıldık yürürken hep. Onların dilleri ,elleri ,
kirli yürekleri ile saldırmalarından fırsat buldukça nefes aldık, güldük ,
eğlendik , yaşadık .. mi ? Siz söyleyeceksiniz bunu ,ben bilemiyorum zira..
İlk
yıllar evlilikte parasız geçti. Perdem yoktu ve de elbise dolabım mesela. Eve
misafir geldimi daha kötüydü döşeğimiz yoktu, battaniye sermek zorunda kalırdık
. Hamileliğimde göğüslerim büyüyüp düğmeleri zorlayınca bile alamadım hamile
kıyafeti. Bu yüzden İbrahim Tatlısesin söylediği "Tombul Tombul Memeler,
Kavuşmuyor Düğmeler" şarkısını hep bana yazılmış diye düşünmeyi yeğlerdim.
Yedi aylık hamile iken aldığım ilk kıyafetimin daha keyfini sürmeden doğurdum
iki hafta içinde. Şükürler olsun ki hamile fotoğrafı çekildiğim bir resmim
var.
Sonra
çalıştık karıkoca, çok çalıştık para biriktirmeye başladık, arsalar aldık
,arabalar .. Yıllık ikiyüzyirmibeşbin lira kira ile bir yer işlettik üç
yıl.(Masalın kötü kahramanları devreye giriyor burada ama şimdi değil dedim ya
sonra anlatacağım) Zarar ettik, battık. Maddi olarak kaybımız, manevi
kaybımızın yanına bile yaklaşamaz. Öyle böyle değil baya baya böyle böyle
çektim acılarımı . Bitti mi hayır, Ama ben Allah'ın sevdiği bir kulum.
Katil
bile olabilirdim, alıp elime bir silah yılların birikimi ile dolmuş örselenmiş
yüreğim ile kan gölüne çevirebilirdim ,bütün kötüleri temizleyebilirdim ama
yapmadım. Örselenmiş yüreğimin içindeki temiz kalan o küçücük nokta o masumiyet
çizgisi gözüm ,kulağım dilim oldu, mantığım, adaletim,inancım da aynı
zamanda..Sabrım öfkemi bastırmıyor ama vicdanım kötü olmaya, adaleti kendi
ellerimle almaya da el vermiyor.
Hayatta
böyle böyle imtihan olurmuşuz meğer. Kötüler illa yaptıklarının bedelini
ödermiş bir gün. Sabır etmek gerekirmiş çünkü Allah sevdiği kulların
günahlarını affetmek için başlarına musibet verirmiş ki bu dünya da çeksin öbür
dünyada cennetine alsın onları . Yani cehennemi dünyada yaşatırmış. Ben
cehennemimi yaşarken çok yoruldum Tanrım. Şimdiye kadar da kötüleri
cezalandırdığını görmedim. Adaletin muallakta benim için (kabullenmesi en zor
olan da bu ). Diyeceğim o ki sevme beni ,çünkü senin bu zorluklardan
kurtulacağıma dair bana olan güvenini ben kendimde bulamıyorum. Ben senin bana
güvendiğin kadar kendime güvenmiyorum. Affet beni.
Ya
da bir mucize ver ve beni hayata bağlayacak bitti artık dedirtecek o
aydınlık günler gelsin artık . Senin sevginden , şevkatinden, merhanetinden
mahrum etme beni.. Istırapsız ver sevgini..Duam Sev beni.. Kedersiz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder